Bebek Cafe Nero’da ders çalışmak üzere oturdum teras katına. Ders çalışmak için çok uygun bir yer gibi gözükmese de son derece konforlu, priz sayısı idare eder, benim için en önemlisi ve diğer kahvecilere tercih etmemin sebebi demleme çay olması. Sabahın erken saatlerinde geldiğim için kimse yoktu bu katta. Bilgisayarımı açtım, çayımı içtim, başladım çalışmaya. 2 saat sonra, 10.30, bir kadın çıktı yukarı. Siyah kıvırcık saçlı, kulağının hemen altına kadar zar zor uzanıyor. Soluk benizli, kırmızı rujla yüzüne can katmış. Çalışma mekanıma girişi bol sesli oldu. Elinde telefon bengeldim Nero’ya, en üst kattayım. Tamam sen gel, beraber alırız. Tam çaprazıma yerleşti.
Çok konuşacağı her yerinden belli kadının. Kadın matinesi saati olduğundan gelen hanım arkadaşıyla bol miktarda dedikodu yapacaklarını kafamı toplayamayacağımı kara kara düşünmeye başladım. Dışarısı kar soğuğu ve yağmur ıslaklığına sahip buradan çıkıp başka bir yere gitmek zulüm. Kurum içi dikey ya da paralel terfi almam da bir hayli güç, çantam, bilgisayarım, kitaplarım, kurulmuşum bir kere. Kara kara düşünmeye devam ederken uzun boylu, pis sakal, kır saç, sarı mont bir adam çıktı katıma.
Başka bir masaya yönelmesini ümitle beklerken bu kadını gördüğüne sevindi.
- Nasıl geldim sence buraya?
- Merhaba.. (gözler devrilir)
- Bisiklet, tekne, motosiklet, yaya?
Bu esnada boynundaki rüzgarlığı çıkardı, montunun fermuarını yavaşça açtı. Kendinden emin durmaya çalışan bir duruşla başladı cevap beklemeye..
- Benceee, bisiklet.
- Evet, bildin.
Yani, bravo! Bisikletle gelmiş. Bu konuda da emin değilim, dışarıda foşur şarıl bir yağmur adamın altındaki kot pantolon kupkuru, üzerindeki sarı montta bir damla ıslaklık yok. Büyük ihtimalle arabasının arkasına koymuş bisikleti beraber gelmişler.
- Ayy, ıslanmışsın, bu havada bisikletle gelinir mi?
- Çıkarken güzel zannettim, ne yapayım?
- Çok üşüdün mü, çıkar üzerini, ne içersin?
- Dur, otur önce biraz oturayım.
- Ben için ısınsın diye dedim.
- Önce manzaranın tadını çıkarmak istiyorum, bir acelemiz yok nasıl olsa.
- Nasılsın?
…
Kız : – Dur kahve alayım.
- Ne istersin?
(Çok centilmen, hemen ayağa fırladı)
- Ben de kart var.
(Alii, ali Desidero)
- Nero kart diyorsun, bende de var.
- Ama ben de bir tane bedava var dur bulayım.
(Çanta açıldı cüzdan çıktı, kart bulundu, adama uzatıldı)
- Ne içersin?
- Latte, küçük latte..
…
- Kahveleeer…
…
Kız: – Dün teslim ettim tezimi, inanılmaz bir rahatlama. Bir hafta sonra da savunmam var.
- Yani daha bitmedi.
Bu aşamada çeviri yapmak istiyorum…
- Yani daha bitmedi :: Sevişiriz diye düşünmüştüm.
- Biter mi, ben bu yola girdim bir kere biri bitiyor biri başlıyor. :: Orası belli olmaz önce bir kahvemizi içelim.
- Senin niyetin ne, böyle devam edecek misin? İtalya’da karşılaştığımızdan beri ne zaman görsem çalışıyorsun. :: Ohh, bir an için endişelendim, neyse boşuna gelmemiş olabilirim, biraz daha konuşayım en iyisi.
- Daha doktora tezimi verdim.
(Bu kadın ne doktorası yapabilir? Niye “düzgün” insanlar bulaşmıyor doktoraya bu abes saçma insanların eline kalıyor akademik hayat)
- Şimdi sırada ne var? :: Umrumda değil ama boş boş bakmak olmuyor, düğmene basayım da konuş sen, yorma beni.
- KPDS’ye direceğim. Dil yeteneğimi kanıtlamamı istiyorlar.
- Memurların girdikleri sınav değil mi o? :: ??
- O personel seçme sınavı bu dil sınavı. Bu sınava girip yabancı dil puanı yeterince yüksek alırsan maaşın artıyor o yüzden bu sınavı zor yapıyorlar. Yaparım umarım.
- Prof mu olacaksın.
- Doçent olduktan sonra gerisi kolay. Doktoarını verdikten sonra kadro açılmasını bekliyorsun önce yard. doç. oluyorsun.
- O ne?
- Yardımcı doçent. Ondan sonra sınavlar, makaleler, ders vermeler.
- Uğur Dündar program yapmıştı, profesörler sahte yayın yapıyorlarmış.
- Yabancı kaynaklarda yayın yapman lazım kotayı doldurmak için yapıyor olabilirler ama hepsi yapmaz. Çok kıymetli insanlar da var. Benim hocam inanılmaz. Yazdığıma baktı öyle hatalar buldu ki inanamazsın, onca zamandır bakıyorum aklımdan bile geçmeyen şeyleri yakaladı. Nasıl bir hafızası var. Sonuçlarıma baktı sen şunu demiştin ama burada bu yorumu destekleyen bir bulgu yok dedi. Daha önce söylediğim üzerinden en az 4 ay geçti.
- Profesör tabii..
- Bir tek asistanının adını unutuyor.
- İlgi duyduğu şeyleri aklında tutuyor, seçici hafıza.
(Wouww, gerizekalı adam hatamı buldu diye sevineceğine dikkat etsene, bir ton yanlış yapmışsın, bu kadar yanlış yapınca adam takdir edilmez! Adama bayıldım, geçenlerde bir arkadaşımın bu tip bir arkadaşıyla tanıştım, her ortam söyleyecek lafı olan adamlar, ama bir cümle ya çıkıyor ya çıkmıyor sonraki refleks gülerek konuyu çevirmek. Bir ortak özellik de konuyla alakalı, alakasız bir anı anlatmak. Ben dalgıcım dedim, benim Mehmet dayım 60-70 m dalıyor dedi örneğin. Sen dalsan neyse!)
- Doçent olayım yeter bana.
- Sen hep böyle çalışacaksın yani, İtalya’dan beri ne zaman görsem, arkadaşlarıma seni anlatırken o hep çalışır diyeceğim. :: Tavlayamadım mı? Peh, kadın çalışıyor sürekli, meşgul…
…
Kız: -Facebook ne kadar saçma, bana ne seninle niye arkadaş olayım bir kere görmüşsün arkadaş olmak istiyor.
- Bir de arkadaş öneriyor sana.
- Evet bir sürü arkadaşımı buldum oradan. Arkadaşının arkadaşlarını gösteriyor..
- Nasıl yapıyor onu, ne kadar çok mesai harcıyorlar. Herkese öneriyorlar mı?
(Süzme salakmış. Facebook’ta kaç üye var?? Bir adam oturuyor bugünn Ali’nin arkadaşlarına Veli’nin arkadaşını mı önersem Nesrin’in arkadaşını mı önersem)
- Yok o otomatik yapılıyor, kendi yapıyor yani.
(Ee, doktorasını vermiş o kadar fark olacak tabii)
…
Kız: – Benim artık birşeyler yemem lazım. Ne yesem çorba.
- Burada çorbayla panini yenir.
(Bu cümlenin kaynağı masalar üzerindeki menü ama sanki Sultanahmet Köftecisi’nde köfte yeni dermiş edasıyla sunuyor kıza)
- Hmm, olur.
- Panini ne?
(Yok daha neler, madem bilmiyorsun niye ahkam kesiyorsun)
- Ekmek ….
Kim alacak tartışmaları üzerine kız kazandı aşağı indi. Adam açtı dizüstü bilgisayarını. Her koşula uygun tip bir makina, bisikletle geldi demek..
Kız geldi hemen bilgisayarın monitörüne baktı aa bununla facebookta tanıştım, vs…
…
Çay alındı bu sefer adam aldı ama kuponu yoktu.
…
Kızın telefonu çaldı halası.
-Nerede buluşalım ben Nero’dayım. Ne zaman istersen buluşalım. Ben bir arkadaşımlayım sözüm vardı kahve içiyoruz. Saatlerdir burdayız boş boş konuşuyoruz. Ne zaman istersen çıkarım. Şimdi de olur, sen hemen gelemezsen bir saat de beklerim.
Adam saksı sanki oturuyoruz, konuşuyoruz boşboş dedi. ve oturmaya devam ettiler, hala konuşuyorlar boş boş, halası biraz daha gelmezse adam hedefine ulaşacak…
…
Yeni çayları adam aldı..
…
Woody haklı galiba!.
22012010